EVRENSEL BEYANNAMENİN 65. YILDÖNÜMÜNDE İNSAN HAKLARI PANELİ

EVRENSEL BEYANNAMENİN 65. YILDÖNÜMÜNDE İNSAN HAKLARI
 
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla Birleşmiş Milletler Türkiye Koordinatörlüğü, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Anadolu Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen "Evrensel Beyanname'nin 65. Yıl Dönümünde İnsan Hakları" konulu panel, Anadolu Üniversitesinin ev sahipliğiyle gerçekleşti. 9 Aralık Pazartesi günü Kongre Merkezi Salon Anadolu’da yapılan etkinlikte insan hakları konusunun dünyadaki ve Türkiye’deki durumu tartışıldı.
Panelin açılış konuşmalarını Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Kamal Malhotra ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Birinci Müsteşarı Stefano Fantaroni yaptı.
“Üniversiteler, insan hakları konusunda yön gösterecek güçlü kuruluşlardır”
Bildirgenin evrensel bir güvence olduğunu söyleyen Prof. Dr. Davut Aydın “Şu anda global bir kampüste global bir konuyu, insan hakları konusunu değerlendirmek üzere bulunuyoruz. Bugün çok değerli misafirlerimizle birlikte Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 65. yıl dönümünü kutlamak üzere buradayız. 1948 yılında kabul edilen bildirge, insanlık tarihinin uzun ve zorlu yolculuğunu temel alan evrensel bir güvencedir. İnsan Hakları, insanlık tarihinin en önemli konularından biridir. İnsanlık onuru ve haklarını güvence altına alma yolunda kuşkusuz eğitim ve bilimsel gelişmelerin çok önemli bir yeri vardır. Üniversiteler, hem bilimsel hem de eğitimde insan merkezli hareket eden kurumlardır.” dedi.
Prof. Dr. Aydın şöyle devam etti: “İnsan Hakları Bildirgesi, dünya insanlarının hep birlikte paylaştığı ve yaygınlaştıracağı değerlerin tümünü özetliyor. Bugün insan hakları tam ve gerçekçi bir uygulamayla bütün insanlığın ortak değeri olarak kabul edilmelidir. Bu ortak değeri güçlendirmek, uygulamadaki sorunları aşmak bilimin, bilim insanlarının önemli sorumluluklarıdır. Üniversiteler, bu anlamda sorumlu ve insani duyarlılıkla toplumlara ve yönetimlere yön gösterecek en güçlü kuruluşlardır."
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin insanlığın değerini arttıracak ve güçlendirecek bir sözleşme olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aydın “Bu yolda eğitimde fırsat eşitliği başta olmak üzere çok önemli çabalar içinde olan bir üniversite olarak daha farklı roller ve misyonlar üstleniyoruz ve üstlenmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Sadece insan olmak, insanı değerli kılar”
Açılış konuşmalarının ardından ADOM (Avrupa Birliği Araştırma, Uygulama ve Dokümantasyon Merkezi) Müdürü Doç. Dr. Özgür Tonus’un başkanlığını yürüttüğü oturumda ilk konuşmacı Birleşmiş Milletler Türkiye İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Göktan Koçyıldırım “İnsan Onuruna Yakışır Bir Yaşam İçin İnsan Hakları” konulu sunum yaptı. Birleşmiş Milletler olarak insan hakları konusunda neler yaptıklarından bahseden Koçyıldırım “Sadece insan olmak bir insanı değerli kılar ve o değer yüzünden saygı gösterilmesi gerekir. İnsan onuru ise insan olarak her birimizin diğer insanların değerliliğinin farkında olması ile ilgilidir. 'Size elektrik verilmesi mi onurunuzu zedeler, yoksa çırılçıplak soyulmak mı?' diye ikisine de maruz kalmış askerlere sorduğunuz zaman ‘Elektrik verilmesini tercih ederim; çünkü beni soyduğunuz zaman onurum zedelenir.’ diye cevap veriyor.  Bu Evrensel Bildirge’nin özünü de oluşturuyor. Sadece insan olduğunuz için sahip olduğunuz haklar, insan haklarıdır. Herkes eşit olarak yararlanmalı; fakat kimse bu haklar üzerinden ayrımcılığa uğramamalıdır.” diye konuştu.
Koçyıldırım’ın ardından “Avrupa Birliği Üyelik Sürecinde Türkiye’de İnsan Hakları” konusu üzerine konuşma yapan Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Birinci Müsteşarı Stefano Fantaroni komisyonun insan haklarına bakış açısı, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin gelecek hedefleri konularına değindi. Fantaroni, Avrupa Birliği’nin insan haklarına katkısını şöyle açıkladı: “Avrupa Birliği ortak değerler ve ortak çıkarlar çerçevesinde bir araya gelmiş olan ülkelerden oluşmaktadır. İnsan onuru, eşitlik, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve buna benzer ilkelerin hepsi Avrupa Birliği’ni kuran ve oluşturan sözleşmelerin, anlaşmaların içerisinde yer almıştır. Bütün üye ülkelerin bu değerleri taşıma ve ileriye götürme istekleri insan hakları alanındaki gelişmeleri sağlamıştır. 500 milyon vatandaşımız barış, istikrar ve kalkınmadan istifade etmişlerdir. Kendi tarihlerinde daha önce yaşanmamış bir safhada yaşanmışlardır. 2012 yılının Aralık ayında Nobel Kurulu Avrupa Birliği’ne Nobel Barış Ödülü’nü verdi."
“Avrupa Birliği için insan hakları karnesi önemli
Avrupa Birliği için insan hakları karnesinin aday ülkeler açısından önemli olduğunu belirten Fantaroni, Türkiye için de Avrupa Birliği olarak insan haklarının gelişmesi hakkında somut faaliyetlerde bulunduklarını ifade etti. Fantaroni “İnsan haklarını geliştirmek için finansal ve teknik projeleri Türkiye’deki birçok kuruluşta uyguluyoruz. Yargı alanında, mecliste, özellikle de sivil toplumda bu amaçlar doğrultusunda projeler uyguluyoruz. Farklı alanlara desteklerimizi sunuyoruz. Özellikle Suriye konusunda da Türkiye’nin çabalarını takdirle karşılıyoruz. Türkiye’nin güçlü bir siyasi iradeyle bu müzakereleri ileri noktaya getirmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Son konuşmacı olarak Prof. Dr. Nilgün Toker “Türkiye’de İnsan Hakları ve Demokrasi” konulu konuşma yaptı. Prof. Dr. Toker “Benim meselem Türkiye. Yaklaşık 30 yıldır bir entelektüel ve aktivist olarak Türkiye’de insan haklarının mücadelesini vermeye çalıştım. Bu 30 yıl içerisinde bir yerlere geldiğimizi düşündüğüm her an korkularımıza tanık olduğum platform oldu. Dünyanın her yerinde haklar sistemi toplumların talebi olarak ortaya çıkar ve devlet inşa eder. İnsan haklarından konuşmak, insan haklarının listesini yapmak değildir. İnsan haklarını herkes her yere yazdı ve herkes biliyor. Sorun şu: Haklara sahip olduğumuzu iddia etmek başka bir şey, sizi o haklara sahip olarak görmeleri başka bir şey. Mesele insan haklarının varlığı değildir.  İnsan haklarına sahip insanların, o haklara sahip olduğunun kabulüdür. Türkiye için biraz daha fazla önemli bir meseledir.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Nilgün Toker, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri hakkında ise şu şekilde konuştu: “Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri tam da bu dilde hissedildiği kadar sanırım çoktan bitmiş bir ilişkiye de benziyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne bir an evvel katılmasının Avrupa Birliği için daha önemli olduğunu düşünüyorum.”